Bugüne kadar hiç bir papağanla konuştunuz mu? İlginçtir ki hayvanlar aleminde insanların kullandığı dili insanlardan sonra en iyi kullanabilen canlı bir papağan. Bize en yakın atalarımız olan şempanzelerle dahi konuşarak iletişim kuramazken papağanları bize yaklaştıran bu özellik nedir?

Bir hayvanın konuşabilmesi için farklı koşullar oluşması gerekiyor. Her şeyden önce anatomik olarak bu eylemi göstermeye uygun olmalı. Papağanlar ile insanların anatomisinin son derece farklı olduğu zaten ortada. Ancak bazı papağanlar kimi zaman eğitimsiz bir insanın kurmakta güçlük çekebileceği cümleleri bile kurabiliyorlar. Bu noktada konuşmanın bir diğer koşuluna bakalım. Sosyal Yaşam!

uyum sağlamak, papağan - postikel.com

Papağanlar dünyaya geldikleri andan itibaren, ailesinin ve çevresini şekillendiren sosyal yapının seslerini taklit etmeye başlıyorlar. Ne kadar iyi taklit ederlerse grubun o kadar sağlam bir üyesi oluyorlar. En iyi taklit eden papağan en önce seçilen eş oluyor. Bu yüzden papağanların konuşma ya da ötme kabiliyeti sosyal yapıdaki iletişimin çok önemli bir parçası olarak gelişmiş.

Durum böyle olunca bir papağanın sosyal çevresi diğer papağanlar değil de insanlarsa; bizi taklit etmeye, yani yeni sürüye uyum sağlamaya çalışıyorlar.

Uyum Sağlama Eğilimi ve Asch Deneyi

Biz insanlar da en az papağanlar kadar sosyal canlılarız. Biz de büyük ölçüde uyum sağlamaya, grubun bir parçası olmaya çalışıyoruz. Bu eğilimimizin evrimsel süreçte hayatta kalmaya dayandığını biliyoruz. Doğa karşısında bireysel yetersizliğimizi düşündüğümüzde hala hayatta olmamızı atalarımızın uyum sağlama eğilimine borçluyuz. Her kültürün dilinde birlikten güç doğar anlamına gelen farklı atasözleri olması da bu düşünceyi ayrıca destekliyor.

Polonya asıllı ABD’li sosyal psikolog Solomon Asch‘in Conformity adlı deneyine daha önce denk gelmiş olabilirsiniz. Asch, bu deneyle toplumdaki hakim görüş ile sosyal baskı altındayken, insanın davranışlarının bundan etkilenme durumunu ve uyum sağlama eğilimini ölçmek istiyordu. Hangisi üstün gelecekti? Haklı olmak mı? Uyum sağlamak mı?

Asch Deneyi - Postikel.com

Deney şöyle ilerliyor: Bir odaya 8 kişiyi oturtuyorlar ve karşılarına kartlar yerleştiriyorlar. Bu kartlarda soldaki resimde görüldüğü gibi 4 tane çizgi var. Kartın en solunda 1 hedef çizgi, sağ tarafında ise A, B ve C olmak üzere farklı boyutlarda 3 çizgi bulunuyor. Katılımcılara sıra sıra, soldaki hedef çizgiye en yakın boyda olan çizginin hangisi olduğu soruluyor. Ayrıca öyle birbirine yakın boyda çizgiler de koymuyorlar, yani cevap her zaman apaçık ortada. Ancak 8 kişiden 1’inin bilmediği bir şey var: Diğer 7 katılımcı Solomon Asch’in asistanları. Asch’in yardımcıları her soruya sıra sıra cevap verirken en son cevap veren kişi kobay oluyor.

Deney Ne Gösterdi?

Deney sonucunda katılımcıların ortalama %75’i en az 1 kere diğer katılımcılara uyum sağladı. Yani insanların 3/4’ü cevabın yanlış olduğunu bile bile uyum sağladı. Asch’in kontrol grubunda ise (bu grupta asistan yok. 8 kişinin hepsi testten bihaber) uyum sağlama oranı %1’den daha azdı.

Katılımcılar neden yanlış olduğunu bile bile uyum sağladılar? Deneyden sonra yapılan görüşmelerde, katılımcıların çoğu “söyledikleri cevabın doğru olduğuna inanmadıklarını, yine de grupla aynı cevabı vermek zorunda hissettiklerini” söylediler. Çünkü aksi halde “alay edilebilecek veya tuhaf olan kişi” olacaklardı.

Bazı katılımcılar ise, grubun çoğunluğunun söylediği cevabın doğru olduğuna inandığını, “herhalde bir bildikleri vardır” diye düşündüklerini söylediler.

Sonuç olarak Asch deneyine göre iki nedenden dolayı uyum sağlamaya meyilliyiz.

  1. Grubun içine girmek için uyum sağlamak,
  2. Çoğunluğun kendinden daha bilgili olduğu düşüncesiyle uyum sağlamak.

Çoğunluğa Uyum Sağlamak İyi mi? Kötü mü?

Evrimsel olarak bize miras kalan bu dürtümüz doğası gereği kötü bir şey değil. Hatta gruba uyum sağlamak bir bakıma faydalı da. Herkesin yaptığını yapmak oldukça kolayken, tam tersini yapmak her şeyi daha karmaşıklaştırıyor ve yalnızlığı da beraberinde getiriyor. Herkesin izlediği bir filmi veya diziyi izleyerek, müziği dinleyerek veya herkesin gittiği kafeye giderek çevremizle sürekli etkileşim halinde kalabiliyoruz. Sevmesek de gruba uyum sağlamak adına kendimizi o filmi sevdiğimize inandırıyoruz. Öyle ki bu uyum sağlama, günümüz dünyasında çoğumuzun başını ağrıtan psikolojik rahatsızlıklarla başa çıkmamızı kolaylaştırıyor.

Ortada hiçbir şey yokken gülmek bile moralimizi bir anda yükseltebilir. Bazen bir ortamda yapılan şakayı anlamasak veya komik bulmasak bile, uyum sağlama eğilimimiz devreye girer ve gülmeye başlarız. Uyum sağlama eğiliminin birer birey olarak bize sağladığı faydalar çok fazladır. (Evrimsel süreçteki faydalarına değinmiyorum bile.) Ancak büyük çapta normatif bir etkinin, yani gruba uyum sağlama güdümüzün son derece zararlı bir etkisi de olabilir.

Medyayı düşünelim. Bir gazeteci, bir olayla ilgili yarı doğru veya yanlış bir haber yayımlasa? Diğer gazeteciler de olay ile ilgili az çok bilgiye sahip olmasına rağmen, ilk gazetecinin haberine dayanarak onun yazdığını yazacak. Üçüncü, dördüncü, beşinci… derken olayın doğru aktarılmadığı bir medya çevresi yaratılmış oldu. Gazetecilik, toplumlara yön verebilen bir meslektir. Diğer gazetecilerin yazdığı haberi ben de onlar gibi yazmalıyım şeklinde bir paylaşım ağının neden olacağı toplumsal boyutta uyum sağlama eğilimi son derece tehlikeli olacaktır.

Toplumsal Boyutta Uyum Sağlamak

İnsanları diğer canlılardan ayıran en büyük özelliği nedir? Gelişmiş beyni mi? Hayır tek başına değil. İnsanlar, diğer canlıların aksine, çok sayıda bireyden oluşan, son derece karmaşık sosyal yapılar kurabiliyor. Gelişmiş beyinlerimizin, hayal gücümüzün ve uyum sağlama eğilimimizin yardımıyla, çok sayıda bireyi bir düşünce etrafında toplayabiliyoruz.

İnsanlar tarih boyunca dini sistemler, milli düşünceler, ekonomik sebepler başta olmak üzere çeşitli araçlar ile bir araya geldi. Maalesef bu araçların amacı maalesef çoğu zaman iyi niyetle koyulmuş hedefler olmuyor. Milliyet çevresinde, etrafındakilere uyum sağlamış insanların dünyaya verdiği en çarpıcı zararlardan biri olarak; 1933-45 tarihleri arasında varlığını sürdüren Nazi Almanya’sını örnek verilebiliriz.

Sonuç Olarak

Daha çok yazacak, konuşacak şey var lakin internette uzun yazılar okumak çoğumuzun tercih ettiği bir şey değil. Konuya farklı açılardan yaklaşmak ve üstünde düşünmek için ileride değişik yazılarım da olabilir. Ancak bu kısa yazıdan şöyle bir sonuç çıkarabiliriz;

İçinde bulunduğumuz gruba uyum sağlamak iyi bir şeydir. Sosyal bir canlı olduğumuzu gösterir. Basit şeyleri taklit ederek, herkes gibi olmaktan korkmamalıyız. Sırf herkesten farklı olacağız diye de güzel şeylerden fedakarlık etmek zorunda değiliz.

Yine de toplumun genelini ilgilendiren konularda önce bir durup, doğru-yanlış veya iyi-kötü tahlilimizi olabildiğince objektif şekilde yapmalıyız. Yapmalıyız ki bu güzel eğilimimizin hem kendimiz hem de “grubumuzdan olmayan” insanlar için bir yıkım olmasına izin vermeyelim. Özellikle küçüklükten beri içimize işletilen, din, milliyet gibi hassas konularda toplumla beraber aksiyon almadan önce yaptığımız şeyin doğruluğundan emin olmamız, sırf herkes yapıyor diye yapmamamız gerekiyor. En önemli anlarda ortaya çıkıp düşüncelerimizi bağırmalıyız.

Paylaş.

Film izlemeyi, oyun oynamayı, gitarları, basketbolu ve çeşitli konular okumayı seviyor. En büyük tutkusu yazı yazmak. Biraz da avukat.

Yorum Bırakın