Howard Phillips Lovecraft

H.P. Lovecraft bilinmeyenle yüzleşmeyi kaldıramayan karakterleri, öğrendiklerini kabullenemeyip deliren bilimadamları, uzayın derinliklerine hükmeden kozmik tanrıları ile döneminin halk hikayesi temelli korku öykülerine yeni bir soluk getirdi. Konu korku edebiyatı olunca, kendinden sonra gelen yazarlar üzerindeki etkisi tartışılmazdı. Adıyla anılan bir aķıma öncülük eden Lovecraft’ın zamanla edebiyatı aşan bu etkisine günümüzde oyun, dizi, film gibi bir çok sektörde izlerine rastlayabiliriz.

Korku türüne getirdiği bu yeni anlatım tarzıyla, okuyucuya asla korkması gereken net bir şey sunmadı. Folklör etkileriyle vampirlerin, kurtadamların, gulyabanilerin ön planda olduğu korku edebiyatına daha önce eşine rastlanılmayan bir bakış açısı ile girdi Lovecraft.

Ana karakterlerini genelde yanlış yerde yanlış zamanda bulunan ya da görmemesi gereken şeyleri gören alelade kendi halinde insanlardı. Canavarları ise insan algısının çok üzerinde kozmik varlıklar ya da bunların dünyadaki piyonları. Korkunun ve gerilimin kaynağını ise bu yaratıklardan çok, insanların bunların varlığını öğrenmesi ile gelen bilinmezlik oluşturuyordu.

Lovecraft’ın karakterleri bu yaratıklar ile karşılaşmaları ile evrende ne kadar değersiz olduklarını fark ederler. Onlar aslında bu kozmik varlıkların gözünde birer karıncadan farksızdır ve bu farkındalık onları deliliğe sürükler. Tabi her eserinde aynı yolu takip etmez. Kiminde karakterlerin bu kozmik tanrılar ile teması doğrudan olurken kimilerinde yasaklı bilgileri kullanan insanların yol açtığı yıkımları anlatır.

“The oldest and strongest emotion of mankind is fear, and the oldest and strongest kind of fear is fear of the unknown”

H.P. Lovecraft

Hayatının Eserlerine Etkisi

Her sanat eserinin, sahibinin hayata bakışından, yaşadığı dönem ve çevreden parçalar taşıdığını uzun uzadıya anlatmanın pek bir gereği yok. Tolkien’in Yüzüklerin Efendisinin her ne kadar inkar etse de 2. dünya savaşının izlerini taşıması ya da C.S. Lewis’in Narnia Günlüklerinde bariz bir şekilde hissedilen hristiyanlık metaforları gibi, Lovecraft’ın eserlerinde de büyüdüğü çevrenin etkisi yok denemeyecek kadar fazladır. Hatta bahsettiğim diğer yazarlarla kıyaslanınca Lovecraft’ın eserlerin doğuşunun yegane sebebinin büyüdüğü çevre olduğu söylenebilir, öyle ki eserlerin çoğu doğup büyüdüğü New England’ın gotik, abartılı bir kopyası olan ve Lovecraft Country olarak anılan bölgede geçer.

Lovecraft’ın hayatı, şuan tanındığı yöne doğru şekillenmeye daha Lovecraft 3 yaşındayken 1893 yılında babasının bir psikoz vakası sonucu Providencedaki bir akıl hastanesine kapatılması ile başlar. Bu noktada Lovecraft’ın eserlerinin ana unsurlarından biri olan delilik temasının tohumları atılmış olur. Babası 1898’de vefat etmesine kadar geçen sürede hastanede kalır ve bu durum Lovecraft’ın çok küçük yaşta babasının acısını çeken annesi ve teyzeleri ile yaşamaya başlamasına neden olur. Yine bu dönemde dedesinin yönlendirmesiyle klasik İngiliz edebiyatına ilgi duymaya başlar.

1890lar New England

Eğitim hayatı da aile hayatı gibi sallantılıdır. Bilinmeyen hastalıklar, psikolojik sorunlar, sonu gelmeyen başağrıları ve uykusuzluk gibi sorunlardan dolayı asla sürekli olarak okula devam edememiştir. Bu durum yaşıtları ile bir arada bulunmamasına ve izole bir hayat yaşamasına sebep olur. Dedesinin ölümünün ardından ailesinin geçimi ondan kalan mirasa bağlı kalır ve ekonomik durumları gittikçe kötüleşmeye başlar. 1919 senesinde annesinde de psikolojik sorunlar ve paranoya başlamış ve babası ile aynı hastaneye yatırılmış ve o da orada vefat etmiştir. Ailesindeki bu akıl hastalığı geçmişinin Lovecraftın kendisini de etkilediği ve eserlerinde sıkça yer alan delilik motifinin temelini oluşturduğu aşikardır.

Lovecraft Ve Irkçılık

Lovecraftın yazımını yaşamı boyunca örnekleri içinde büyüdüğü hastalıklar kadar şekillendiren bir unsur da 1890’ların New England kültürüdür. New England’ın insanlarının günümüzde bile tutucu ve dindar olan yaşam tarzları Lovecraft’ın büyüdüğü dönemde çok daha baskın ve kabul görür haldeydi. Çevrenin üstüne, ailesinin dindar ve elitist görüşleri de eklenince bu fikirlerin doğal olarak Lovecraftın eserlerine de yansıması kaçınılmaz oldu. Kapalı bir çevrede çok sosyalleşmeden büyümesi de bu fikirlerin kök salmasına ve günümüzde adı anıldığında belki eserlerinden önce akla gelen ırkçı düşüncelerini körükledi. 

Özel hayatında azınlık insanlara ve hatta genel olarak New England dışından olanlara karşı duyduğu bu önyargı ve korkudan dolayı, eserlerinde de bu insanların kötü karakterler olarak gösteriyordu. Lovecraft karakterleri betimlerken ten renklerine ve ırklarına değinmeyi asla esgeçmezdi. Özellikle ilk dönem eserlerinde Lovecraftın ırkın korunması gerektiği düşünceleri yani melezlere olan negatif bakışı da eserlerine yansıyordu. Birçok eserinde rahatsızlık verici karakteri tanımlarken melez olduklarını vurguluyodu.

Gününün standartlarında dahi aşırıya kaçan bu ırkçı bakışı ve kendine yabancı olan her şeye karşı duyduğu korku küçüklüğünden beri çektiği psikolojik hastalıklar ile birleşince lovecraftian korku tarzı doğmuş oldu. Basit bir keman sesi ya da sokak kedisinin arkasında dahi tarif edilemez kozmik yaratıklar çıkarabilen bu tarzın lovecraftın mektup arkadaşı olan dönemin yazarları tarafından da benimsenmesi ile Cthulhu Mitosu olarak anılan fantastik evren ortaya çıktı.

Cthulhu Mitos

Hem Lovecraftla birlikte hem de ölümünün ardından, yarattığı evren Robert E. Howard, Robert Bloch, August Derleth ve başka Weird Tales dergisi yazarları tarafından genişletilmeye devam etti. Bu yazarların Lovecraftın yarattığı tarzı ve evreni sürdürmeye ve genişletmeye devam etmeleri ile zamanla Cthulhu Mitosu sayısız yazarın sayısız eserle katkı sağladığı ve Lovecraft’ın ölümünden yıllar sonra dahi güncelliğini koruyan bir külliyat halini aldı. Zaman ilerledikçe tüketilen medyanın da tarz değiştirmesi ile yazarların kollektif çabası ile ortaya çıkan bu evren kitaplardan ve dergilerden çıktı ve dizilerde filmlerde ve bir çok farklı popüler medya unsurunda oldukça sık karşımıza çıkmaya başladı.

Cthulhu mitosuna yapılan göndermelere yüzlerce video oyununun içinde rastlanması artık normal bir hale geldi. Bu video oyunları ve sayısız kutu oyununun yanı sıra Lovecraftın eserlerinin etkisi dizilerde ve filmlerde de görülmeye başladı. HBO’nun True Detective dizisinde ilk sezon boyunca adını duyduğumuz Yellow King, Metallica’nın Ride The Lightning albümünden Call Of Ktulu şarkısı ya da Batman evrenindeki Arkham akıl hastanesi gibi örnekler sayılamayacak kadar fazladır.

Sonuç Olarak

Lovecraft’ın gotik edebiyatın üstadlarının izinden gittiği yolda eşine rastlanmayan hayal gücü ve tasvir yeteneği ile yazdığı öyküleri ve romanları kimi zaman eserleri kadar garip kişiliğinin gölgesinde kalmış olsa da korku edebiyatına bakışta açtığı yeni pencere ile bir çok yazara ilham olmuştur. Zamanının ötesinde eserleri ve yarattığı mit ile korku edebiyatının tarihini kökten değiştirmiştir. Necronomicon gibi yazdığı kitapların içinde bahsettiği kurgu kitaplar dahi asıl eserleri kadar bilinen Lovecraft korku edebiyatı denilince akla gelen en önemli isimlerden biri haline gelmiştir.

Paylaş.

Okumayı seven, yazabildiğince yazmaya çalışan kadrolu fantastik edebiyat sevdalısı

Yorum Bırakın